Minderler, sehpalar, kapılar



Çocukken okuduğum masal kitaplarında tahtında oturan kralların ayaklarının altında birer minder vardı. Yakın zamanlara kadar bu minderlerin anlamı üzerinde fazlaca düşünmemiştim, ayakları rahat etsin diye konulduğunu zannetmiştim. Daha önce bu sütunlarda da belirttim, meğer o minderlerin bambaşka bir anlamı varmış. 

MİNDERİN MEALİ

Kralların, şahların tahtlarında otururken ayaklarını bir minderin üzerine koymalarının meali, yani anlamı meğerse buymuş: 

Krallıklarda, şahlıklarda piramidin en tepesindeki tek adamlar normal insanlar olmadıklarını, insanüstü varlıklar olduklarını göstermek için tahtlarına oturduklarında ayaklarının altına minder koydururlarmış. Bu tek adamlar Tanrısal güce sahip olduklarına, göksel bir varlık olduklarına inanırlarmış ve bu düşünceyi halka empoze ederlermiş. Bunların arasında gökte doğduklarını iddia ederler bile vardı. İşte bu yüce kişiler birer dünyevi varlık olmadıklarını, göksel varlıklar olduklarını sembolize etmek yani yere basmadıklarını göstermek için mindere basarlardı. 

Monarşilerde tek adamların göksel varlıklar oldukları bu yüzden de havada durdukları görüşü vardır. Ancak havada duramadıkları kesindir, bu yüzden ayaklarının altına birer minder konularak “mış gibi” bir mizansenle havada oldukları izlenimi verilmeye çalışılır. Aslında monarşilerde tepedeki tek adamların “mış gibi” bir otoriteleri vardır. Monarşilerde lidere sahte ve abartılı bir güç atfedilir, onun kutsal bir varlık olduğu, her istediğini yapabileceği zannedilir. Onu desteklemeyenlerin cehenneme, destekleyenin ise cennete gideceği ileri sürülür. Geçmişte bu güçlü kişilerin isteseler aya kral yolu yapabilecekleri söylenmişti.    

PROTOKOL SEHPALARI VE KAPILARI

Bazı konferans salonlarında, söz gelişi bazı belediyelerin salonlarında ön tarafa protokol için sehpalar konulur, bunların üzerlerine de su yerleştirilir. Salonda yüzlerce kişi bulunmaktadır. Hepsinin bu suya ulaşması mümkün değildir. İşte bu yüzden bir konferansımda yarı şaka, “Arkadaşlar protokolün önüne su koyarak iyi etmişsiniz, fakat ya arkadaki ölümlüler de susarlarsa ne yaparız?” dedim.

Günümüzde bazı binalarda sadece genel müdürün kullanabileceği giriş kapıları vardır. Ölümlüler diğer kapıları kullanırlar. 

Bence günümüzdeki protokol sehpaları, protokol kapıları eski zamanlardaki kral minderlerinin evrimleşmiş halidir. Bu sehpalar ve kapılar bize protokolün ölümsüz olduğunu diğer kişilerin ise ölümlü varlıklar olduğunu ima etmektedir. Benzer şekilde tuzun pahalı olduğu eski çağlarda Avrupa’da asiller ince uzun sofralarına konuklarını, tuzluktan aşağı, tuzluktan yukarı şeklinde ayırım yaparak oturturlarmış. Bu sofralarda statünüz müsaitse yemeğinize tuz atabilirmişsiniz. Bizim geleneksel kültürümüzün sofralarında hiçbir zaman böylesine bir sınıf ayırımı yapılmamıştır, ancak Annie Ernaux’un romanlarında gördüğümüz kadarıyla açıkça gözlenilen ya da hissedilen tarzda böylesine sınıf ayırımları Batı toplumunda yakın zamanlara kadar vardı.

Çeşitli mizansenlere başvurarak yöneticilerin yönetilenlerden daha üstün insanlar olduklarını vurgulamak kişi onurlarının eşit kabul edilmediği anlamına gelir. Monarşilerde ve ona özenen yönetim şekillerinde kralların ve genel müdürlerin onurları vatandaşın onurundan üstün kabul edilir. Demokrasilerde ise onurlar eşittir sadece statüler ve roller farklıdır. Demokrasilerde krallara özgü kral yollarına ve protokol kapılarına ihtiyaç duyulmaz. 

        

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*