Ay’ın karanlık yüzü



Birkaç haftadır yoğun biçimde ülkemizin gündeminde olan bir konu var: İlk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğu. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda, 14 gün boyunca 13 deney yapacak olan Gezeravcı kimilerine göre bir düşün gerçekleşmesinin öznesi kimilerine göre ülkemizin sosyoekonomik ve sosyopolitik konumunu düşününce pek de büyük yararlar getirmeyecek bir göreve harcanan devasa bütçenin öznesi. Tüm bu tartışmalar çerçevesinde bu hafta siz sevgili okuyucularımla uzay madenciliği veya bir başka ismiyle asteroit madenciliği kavramını paylaşmak istiyorum.

Uzay madenciliği, Ay’da, diğer gezegenlerde ve Dünya’ya yakın asteroitlerde bulunan doğal kaynakların araştırılmasını, işletilmesini ve kullanılmasını içerir. Öncelikle mineraller, gazlar (çoğunlukla Helyum-3), metaller ve su gibi yararlı gereçler açısından zengin bir çeşitlilik sunar. Uzay madenciliği hammadde sağlayarak enerji gereksiniminin karşılanması dolayısıyla uzay araştırmalarının büyüme hedefleri olan geleceğine olanak sağlaması nedeniyle uzay araştırmaları açısından büyük bir önem taşıyor.

RESMİ OLARAK BAŞLADI

Uzay madenciliği fantastik kurgulardan çıkan bir terim gibi gözükmesine karşın durum hiç de fantastik değil. NASA, 2024 yılına kadar küçük miktarlarda “ay regoliti”nin (ay yüzeyini kaplayan taneli ve gevşek yapılı madde) çıkarılması için dört şirketle sözleşme imzaladı ve böylece resmi olarak uzay madenciliği çağı başladı denebilir.  Ay’ın uzay madenciliği için öncelikli gezegen olmasının nedeni ise Dünya’ya olan yakınlığı. Uzay aracı ile birkaç günlük bir yolculuk ile ulaşılabilir bir gezegen, yerçekimi yüksek değil ve aynı zamanda iletişim birkaç saniye gecikme ile yapılabilir durumda. Ay aynı zamanda barındırdığı su ve helyum-3 sayesinde güneş sisteminin daha ileri araştırmaları için güçlü enerji kaynağı olabilir.

HELYUM-3 VE AY ANTLAŞMASI

Helyum-3 nükleer füzyon reaktörlerinde yakıt olarak kullanılan nadir bir izotop, daha yalın bir tanımla yüksek enerji kaynağı. 40 ton helyum-3 maddesi ile ABD’nin 1 yıllık enerji gereksinimi karşılanabiliyor. Ülkelerin Ay’a olan ilgisini anlamak adına da önemli bir veri. Tabii uzay madenciliğinde “Helyum-3 Ay’da bol miktarda bulunuyor, ona ulaştık ve hemen alalım gelelim” denemiyor. Burada devreye üç başlık giriyor: Maliyetler, enerji yönetimi ve Ay’dan getirilen bir hammadde olursa bunun gezegenimizdeki kullanım hakları. 1979 yılında imzalanan ve Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen Ay Antlaşması’na göre Ay’dan elde edilen zenginliğin dünyadaki tüm uluslara dağıtılması gerekiyor. Ancak Ay Antlaşması, Birleşmiş Milletler’e üye olan tüm ülkeler tarafından kabul edilmedi. Çevresel sürdürülebilirlik açısından bakıldığında ise Ay’ın Dünya’mızdaki gelgitlerden levha hareketlerine kadar birçok doğa olayındaki etkisi göz önüne alındığında uzay madenciliği konusunda daha uzun süren çalışmaların yapılması gerekli. Aynı zamanda helyum-3’ün çıkarılıp dünyamıza getirilmesinin göksel dengeyi etkileyerek Ay göktaşlarının Dünya’mıza düşmesine de neden olabileceği yönünde görüşler de var.

Uzay madenciliğinin karasal madencilikten çevresel etki olarak daha az etkileri olacağını vurgulayan araştırmaların yanında tam tersi yönde araştırmalar da mevcut. Peki sizce uzay madenciliği iklim krizi çağında bir kurtuluş mu yoksa bir yok oluş adımı mı?

ŞİRKETLERİN GÖZÜ UZAYDA

Uzay madenciliği daha bebek adımları seviyesinde olsa da birçok şirket buna yönelik Ar-Ge çalışmalarında bulunuyor. NASA (ABD), Deep Space Industries (ABD), Planetary Resources (ABD), Moon Express (ABD), OffWorld (ABD), SpaceFab.US (ABD), ispace (Japonya), JAXA (Japonya), Asteroid Mining Corporation (İngiltere) ve CNSA (Çin) bunlardan birkaçı.



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*